Akademik Yazı Yazma Rehberi – Nam-ı Değer ‘Academic Writing’

Howard S. Becker’ın ‘Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi’ kitabı üzerine

Birkaç gün önce pek sevgili iki arkadaşımdan kitap okuma ‘challenge’ talebi geldi ve aylardır üzerine yazma- konuşma isteği duyduğum bu konu için ‘Tamam’ dedim ‘zamanı geldi!’. Orijinal ismi ‘Writing for Social Scientists: How to Start and Finish Your Thesis, Book or Article’ olan tercümanın ilgi çekici çevirisiyle Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi adlı kitabı bir solukta değil uzun sayılabilecek bir sürede sindire sindire okumaktaydım. Kitabı instagram’da hikayeme ekledikten sonra aklıma bir fikir geldi. Okuduklarımdan ve yaşadıklarımdan yola çıkarak çevremdeki insanların bu yolda neler yaşadıklarını, benimle benzer durumda olup olmadıklarını merak ettim. Kitapta yer alan ABD’de doçent olan bir akademisyenin yeni çalışmasını kaleme almadan önceki kaygılı ve depresif ruh halini cesurca kaleme aldığı mektubundan bir parçayı paylaştım ve temkinli bir şekilde sordum;

Sizin hiç böyle hissettiğiniz oldu mu?’

İnsanların bu kadar açıklık talep eden bir soruya temkinli yaklaşacağından ve cevaplamaya çekineceğinden, bu sebeple de çok az sayıda cevap alacağımdan oldukça emindim. Sabah uyandığımda ise sayısına inanamadığım ve büyük bir açıklıkla cevaplanmış yanıtlarla karşılaştım. Hepsini art arda okumak o kadar çarpıcıydı ki bu yazıyı ertelemek için bahanem kalmadığını anladım.

‘Sizin hiç böyle hissettiğiniz oldu mu?’ sorusuna gelen cevapların çoğu şu şekildeydi; sürekli, mütemadiyen, all the time!, böyle hissettiğim için masterdan sonra devam etmedim, hiç böyle hissetmediğin oluyor mu diye sorsaydın daha doğru olurdu…

Yalnız olmadığımı biliyordum ama bu kadarını ben de beklemiyordum. Hemen bilgisayarın başına oturdum ve yazmaya başladım. Yazdım, ertesi gün tekrar yazdım, sonraki gün tekrar. Bu konu benim kanayan yaramdı, söyleyecek çok sözüm vardı ama ideal bir blog yazısı 800-1000 kelime arasıydı. O yüzden bir sınırlandırma şarttı. Word’de sayfaları doldurmama rağmen hala yazının üslubuna, hedef kitleme, değineceğim konuları nasıl sınırlandıracağıma tam karar veremiyordum. Yazmak üzerine yazmak da ne zormuş!

Kitaptan öğrendiğim bir şey varsa o da bir yerden başlamaktı ben de öyle yapıyorum:

Becker bu kitapta akademide yıllar süren tecrübelerine dayanarak akademik yazı yazma pratiğini inceliyor. Sosyolog olan yazar, akademik yazmanın zorluklarının arkasında çoğumuzun yaptığı gibi kişisel nedenler aramaktansa akademinin örgütsel yapısını sorguluyor.

Becker’a göre akademik yayın yapma, yazı yazmadan kaynaklı kaygı ve korkularımızın ardında kişisel nedenlerin ötesinde sistemin getirdiği şartlar yatmakta. Bir akademisyen için mesleğinde iyi olmanın başlıca ölçütü yayın sayısı ve niteliğidir. Çalışmanın niteliği ise meşhur akademik dergi ve yayınevlerinde yayınlanması ve atıf sayısı gibi kriterlerle ölçülür. Bu akademisyeni beklenen belli bir kalıp halinde yazmaya koşullandırır ve baskı altına sokar. Bu tablo, artık doktorasını almış yani profesyonel akademisyen olmuş olan birinin dramıdır.

Lisansüstü öğrencisinin hali ise daha da acıklıdır. Öğrenci henüz belli bir tarzı benimseyemediği için çoğunlukla danışmanını ya da tarzını beğendiği yazarları örnek alarak yazmaya çalışır. Yazma süreci ise başlı başına bir ıstıraptır. O ilham bir türlü gelmezken, teslim tarihi koşar adım yaklaşır. Karnına kramplar, başına ağrılar girerken o ilk cümle hiç de istediğin kadar havalı olmaz. Atıfları doğru yerde yaptın mı, okuduğunu doğru yorumlamış mısın, kafanda binlerce soru… Yazdığın şeyden nefret etmek üzeresin ya da çoktan ettin bile. Hayalindeki o mükemmel yazıya çoktan elveda derken hayatındaki müsveddeyi mecburen teslim tarihinde hocana göndermişsindir.

Yazmak aslında hepimiz için acılı bir süreç iken bunun öğrencilere özgü olduğunu zannederiz. Bu işe yıllarını vermiş insanlar karşısına cılız fikirlerimizi çıkarmaktan endişe duyarız. Hocalarımızdan geri bildirim aldığımızda ise her zaman onların haklı olduğunu düşünürüz. Biz kendi kendimize bu iş için yeterli olmadığımızı itiraf ederken hocalarımızın artık böyle sorunları olmadığı için ne kadar şanslı olduklarını düşünürüz. Bizim gözümüzde hocalarımız bir oturuşta yazar, yazarken hiç zorlanmaz, yazdıklarının tabi ki düzeltmeye ihtiyacı hiç olmamıştır ve onlar istediği zaman istediği kadar harika iş çıkarabilirler. Böyle düşünürüz; çünkü hocalarımızı hiç yazarken görmeyiz. Halbuki doktorasını, doçentliğini almış akademisyenler de aynı sorunları farklı seviyelerde yaşıyor, yazdıklarını meslektaşlarına göstermekten çekinebiliyorlar, yazıları editörlerden düzeltme alıyor, onların üzerinde tekrar ve tekrar düzeltmeler yapıyorlar. Hatta onların bizden farklı olarak meslektaşları tarafından unvanlarının getirdiği ağırlığı kaldırma kaygıları olabiliyor. İhtimal olarak yazıyorum çünkü hala gözümle görmedim, Becker’ın yalancısıyım. Ama master danışmanımın yayınladığı 300 sayfalık son kitabını beş senede sayısız düzeltme yaparak yazdığını doktora öğrencisinden duymuştum. ‘O kitaptaki bölümlerin o kadar çok taslağını okudum ki’ deyip kusma taklidi yapmıştı -bu da mini bir akademik dedikodu olsun-. Hayatta aydınlanma yaşadığım anlardan biriydi.

Özetle yazmak yani üretmek, bir şey ortaya koymak, doğası gereği sancılı bir süreçtir. Bu istisnasız her zaman ve herkes için böyledir. Yazma eylemi üzerine kafa yorduğum bu dönemde kişisel deneyimlerimden ve okuduklarımdan çıkardıklarım, her tökezlediğimde dönüp kendime hatırlattığım birkaç nokta şöyledir;

Mükemmel diye bir şey yoktur, ‘Yeterince iyi’ vardır. 

Ne yazarsan yaz ne kadar uğraşırsan uğraş o yazıda daima bir kusur olacak. Yani mükemmel çalışma diye bir şey yok. O yüzden bir yerden başla, sonra düzelt, düzelt ve tekrar düzelt. Becker bir yazısını yayınlamadan önce 8 ila 10 defa üzerinden geçtiğini söylüyor ve arttırıyor; Bir yazıyı bekleyip bekleyip bir kerede yazmaya çalışmaktansa bir başlangıç yapıp onun üzerinde 10 kez değişiklik yapmanın daha az zaman aldığına ve daha az stresli bir süreç geçirmenizi sağladığına ‘yemin edebilirim ama ispatlayamam’- (orijinal ifade: “bunu ispatlayacak bir çalışma yapılmadı ama … eminim“)

Yalnız değilsin

Bu sancıları yaşayan tek kişi sen değilsin. Kimse ilk seferde hiçbir düzeltmeye ihtiyacı olmayan kusursuz bir yazı yazmıyor. Sadece ilk adımı at, Becker’ın ‘kusmuk draft’ dediği aklına ne gelirse yazdığın bir metnin olsun elinde, sonrası defalarca düzeltmeden ibaret.

Acı, üretim sürecinin bir parçası

Önceden söylediğim gibi yazmanın yani üretmenin doğası gereği acı çekmek kaçınılmaz. Hiçbir akademisyen masaya bir oturuşta günlük yazar gibi rahat bir şekilde kaleme almıyor o makaleleri. Becker yeni bir çalışmaya başlamadan önce vücudunun baş dönmesi, mide ağrısı, titreme ve soğuk ter dökme gibi fiziksel belirtiler gösterdiğini söylüyor.

Saçmalamaktan korkma, hatta mümkünse baya saçmala

Bir ürün -bizim bağlamımızda bu yazı oluyor- ortaya koymada vazgeçilmez üçlüyü hatırla ‘beyin fırtınası, ilk taslak, geri bildirim’. Bunlardan korkma, hatta Becker’ın tavsiyesi üzerine git. Korkularınla yüzleş, tahmin ettiğin kadar kötü olmadığını göreceksin.

Julia Cameron, Sanatçının Yolu adlı kitabında tıkanmış yaratıcılığı açma yöntemi olarak her sabah üç sayfa yazı yazmayı öneriyor ve bunun kişinin bilinçaltındaki şeyleri su yüzüne çıkardığını, zihni rahatlattığını ve böylece kişiyi yeni bir üretim sürecine hazırladığını iddia ediyor. Bu yöntemi uygulamaya başladıktan iki hafta sonra ilk blog yazımı kaleme aldım. Bu, kaç kişinin okuduğu ya da kalıcı bir eser verme güdüsünün ötesinde, yazma alışkanlığı kazanma, yazdıklarımı paylaşma cesareti gösterme ve bir şey üretme hazzı yaşama noktalarında iyi ki yapmışım dediğim bir deneyim oldu. Becker da Cameron’dan çok farklı bir noktada değil. O da yazma pratiği olarak kendine ve arkadaşlarına ilginç fikirler içerdiğini umduğu kısa yazılar yazarmış.

Kaynakların sınırlı

Zamanın ve enerjin sınırlı olduğunu unutma. Çalışma performansında kendinden makul beklentiler içinde ol. Becker uyarıyor; akademik çalışma yaparak dünyayı yeniden keşfetmiyoruz, tek başımıza bireysel devrimler yapamayız. Bu nedenle çalışmalarımızın hedefi ‘başkalarının kullanabileceği güzel bir iş çıkarmak ve bilgimizi ve kavrayışımızı arttırmak’ olmalıdır.

Engelleri kucakla

Karşılaştığın her engel aslında gelişiminde yeni bir basamak. Bunları olumlu gelişmeler olarak benimse.

Böl, Parçala, Yaz

Kendine karşı şefkat duy, planlar yapıp bunlara uyamayabilirsin. Bu küresel salgın gibi dışsal faktörler de olabilir, içsel faktörler de. Hedeflerini, kaynaklarını gözden geçir ve tekrar planla. Bir seferde büyük işler halletmeyi bekleme.

Yazmayı alışkanlık haline getir

Yazmak için belirli bir zaman ayır ve içinden gelmese de dene. Cameron’ın sabah sayfaları ya da günlük yazmak iyi bir fikir olabilir. Buna ek olarak; yazdıklarını oku, başka şeyler oku, bol bol oku, üzerine düşün, notlar al. Unutma üretmek için biriktirmek gerekiyor, farklı kaynaklardan beslen. Becker da verdiği tavsiyelerin alışkanlık haline getirilmezse sonuç vermeyeceğinin altını çiziyor.

Paylaş ve yardımlaş

Becker’ın önemli bir diğer tavsiyesi ise akademisyenler arası diyalog. Yazdığımız taslakları güvendiğimiz arkadaşlarımızla paylaşmak, birbirimize geri bildirimler yaparak yazılarımızın gelişimini sağlamak. Başkasının çalışmalarını inceleyerek hem içerik ve hem şekil noktasında birçok şey öğreniriz ve bu süreçte yalnız olmadığımızı hatırlarız.

Son söz yerine

Kitap bundan çok daha fazlası. Ne yazarsam yazayım hakkını veremeyeceğim için buraya kadar ilgiyle okuyanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. ‘Cool’ akademisyenlerin aksine Becker kendini, yaptığı işi bir an önce görücüye çıkarmak isteyen biri olarak tanımlıyor. Bunun sebebini ise söylediklerine başkalarının nasıl tepki vereceğini merak eden kişiliği olarak açıklıyor. Burada Becker’a özenmiş olabilirim, bu yola gönül vermiş kişiler olarak yorumlarınızı ve düşüncelerinizi esirgememenizi umuyorum. Unutmuyoruz ki, geri bildirim velinimettir.

Ömür boyu vereceğimiz emeklerle bu ilim deryasında ancak bir damla olacağımızı hatırlayalım. Tevazu ve samimiyetle kendimizi ihmal etmeden elimizden gelenin en iyisini yapmamız dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: